Anadolu Öncesi Türk Toplumları

XI. yüzyılda Türklerin Ön Asya’ya girişi bir kavimler göçüydü. Bu hareket, daha önceki devirlerdeki Cermen, Slav ve Arap göçlerini andırmaktadır.

VIII. yüzyılın sonlarından beri Türk göçebeleri Siri Derya nehri civarında bir tribüler birliği meydana getirmekteydi: Oğuz Yab gularının barbar devleti. Gordlevskij’nin tahminine göre, bunlar arasında daha önceden Orta Asya’da eski kan bağına dayanan örgütlenme (Sippenverfassung) çözülmüştü.

İbni Fadlan adlı Arap seyyahı 920 de Oğuzlar arasında 10 000 at ve 100 000 koyun sahibi kimselere rastlamış ti. Buna dayanan Tolstov, Siri Derya bölgesindeki şehirler arasında hareketli bir mal değişimi olması gerektiğini belirtmektedir.

VIII. ve IX. yüzyılda stepler ve vaha arasındaki iş bölümü gelişmiş­tir. Step devletleri, askeri üstünlükleri sayesinde yerleşik toplu iukları kendine tabi kılmış ve haraca bağlamıştı. Bunun tabiî sonucu göçebeler içinde keskin bir sosyal farklılaşma doğmuştur. Tarımın bu farklılaşma üzerinde doğrudan doğruya etkisi yoktur.

Bu topluluklarda hayvan mülkiyeti, toprağa nazaran özel mülkiyete dönüşmeye daha elverişliydi. Hayvancılığın küçük üretim birimlerini gerektirmesi üzerine özel mülkiyet doğdu. Buna rağmen başlangıçta henüz sosyal farklılaşma görülmüyordu. Sosyal farkların doğuşunu, Sellnow salgın hastalıklarına ve savaşa bağlamak tadır.

Tolybekow, bu göçmen gruplarının toplumsal durumunu «patriyarkal feodalizm» olarak adlandırmaktadır. Bu sistem, kö­ leleri ve çobanları istismar ederek üretim tarzında önemli değişiklikler yapmaksızın sürü sahiplerinin hayvan sayısını devamlı olarak çoğaltma çabalarıyla belirlenebilir. Bu durumu, yayılma alanı önemli derecede büyüyen ve haraç kazanabilmek için gittikçe tarımla uğraşan topluluklara karşı girişilen savaşlar değiştirdi. Step aristokrasisinin bir toprak tekeli yoktu. Zenginlikleri sahip oldukları hayvan sürüleri ve emek gücünden geliyordu. Bunlar bu aşağı gelişme aşamasında kalıp tarıma geçemediler ve kısa veya uzun bir zaman içinde tarih sahnesinden kayboldular.

Kari Marx bu fenomeni aşağıdaki şekilde karakterize etmiştir: «Göçebe çoban kabileler arasında (…) toprak, doğanın öteki şartları gibi, ilkel sınırsızlığı içinde görülmektedir (…) Bu halklar, toprağı kendi mülkiyeti sayar ama hiç bir zaman bu mülkiyetin sınırlarını tesbit etmez. (…) Burada mülk edinilen ve yeniden üretilen toprak değil sürüdür, toprak her konaklamadığında ortak­ça kullanılır.» (*) Saf çoban ekonomisinin yapısı, otlak üzerinde aile mülkiyetine geçme ile çelişmektedir. Çünkü bu geçiş, sürülerin çoğalmasından vazgeçmeyi ve en önemli üretim araçlarının yeniden üretiminin tehlikeye düşmesini ifade etmektedir. Kabile başkanları ve hanlar, otlakları tanzim etmektedir. Ancak bu tanzim, feodalleşen bir aristokrasinin toprağı kendi tekeline alması veya temellükünden başka bir şeydi. XIX. yüzyılda bile kazaklarda otlak topluluğa aitti. Feodal beylerin tasarrufu, göçebeler için en önemli saha olan kışın yerleşilen, kuru ot ile insan ve hayvan barınaklarının bulunduğu kışlak üzerindeydi.

Feodalleşme toprak üzerinde gerçekleşmedi, sürüler üzerinde oldu. Sürülerin özel mülkiyete geçmesi, tribünün kollektif ekonomisinin ailenin ferdî ekonomisine dönüşmesine yol açtı. Feodal aristokrasi, fakir tribü üyelerinin emek gücünü kendi ekonomileri için kullandılar. Ve ayni zamanda kabile demokrasisinin (Sippendamokratie) organlarını ele geçirdiler.

Selçuklar, diğer Oğuz kabilelerinden farklı bir gelişme gösterdiler. Selçuk aristokrasisi, iktidarını dışa ve içe karşı kuvvetlendirmek için yeni otaklar ve ganimet aramaya koyuldu; bu suretle 1040 yılında Gaznevî Devletine egemen oldular. İçlerinden bazı gruplar batıya aktılar. Askerî şefler zenginleşti. Ganimetteni aslan payı alan alpler, emir mertebesine ulaşıyorlardı. Alpler, ilerde sö­ zünü edeceğimiz gazilerdir.

Selçukların batıya yayılması yalnız savaşla değil, barış yoluyla da oldu. Bu devirde İran’lı tarihçiler Oğuzlardaki sınıflardan söz etmektedir. Bu sınıflar, yeni otlaklar arayan çobanlar ile hakimiyet, köle ve ganimet peşinde koşan savaşçılar olsa gerektir. Avrupa’da Sproemberg’in yaptığı iktidar sınıfı (ıhersohaftlich) – köylü (baeuerlich) ayrımı Türkler için de geçerlidir. Bir farkla ki Türklerde iktidar sınıfı yanında köylü yerine göçebe sınıfı (noımadiseh) söz konusudur. Avrupa’daki köylü Türklerde çobandır. Bu noktada Türklerle Cermenler arasında benzerlik vardır. Her ikisinde de uygar ülkelere karşı savaşarak yayılma sonucunda akrabalık sistemi çö­ zülmüştür.

Orta Asya Türklerinde klanların sosyal ve ekonomik birliği tribüleri (kabile) meydana getiriyordu. Bu klanlar «exogam» dılar ve özel totemleriyle birbirlerinden ayrılıyorlardı. Klanlar onluk gruplardan meydana gelmişlerdi. Bu grupların başlarında şefler bulunmaktaydı. Kabilenin belli bir toprağı yoktu; kaideten belirli büyük bir arazi üzerinde mer’a hakkı vardı. Bu arazinin sınırlarının kesin olarak tesbit edilmemesi kanlı savaşlara sebep oluyordu. X. yüzyılda Moğollarda olduğu gibi Türkler arasında da bir hiyerararşi vardı. Ancak bu hiyerarşi fertler arasında değil, klanlar arasındaydı: Egemen klanlar ve köle klanlar. Batıya göç bu durumu değiştirmiş, toprak ve insanlar üzerinde aile ve kişi egemenliğinin başlanmasıyla göçebe aristokrasisi doğmuştur. Dede Korkut kitabından da anlaşılmaktadır ki, X. yüzyılda zengin bir göçebe asilleri sınıfı vardı. Bunlar savaş ve avda Hana hizmet etmekteydiler.

Doğu Perinçek

Doğu Perinçek

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir