Şeyh Bedrettin ve Börklüce Mustafa

Şeyh Bedrettin, I. Murad’ın mirasla intikal eden arazi bağışladığı Gazi İsrail’in oğludur. Aslında zaviye sahibi Ortodoks bir İslam teologu olan Bedrettin başlangıçta Sufîlerin dostu değildir.

Mısır’da Şeyh Hüseyin Ahlatî’nin müridi olmuş daha sonra Tebriz’de Safevî şeyhi Hoca Ali’den müfrit Şi’a öğrenmiştir ve bu düşüncedeki bazı unsurları kendi teorisine de almıştır. Taht kavgalarında Musa’ya Kadıaskerlik yapmış, bütün arazisini fakir Türklere dağıtmıştır. Kabile savaşçıları arasında büyük sempati kazanan Bedrettin’e Çelebi Mehmet dokunamamış, onun efsanevî şöhretinden çekinmiştir. Bedrettin İznik’te inzivaya çekilmiştir. Düşünce ve davranışına Sufizm ve Hristiyan dostluğunun egemen olduğunu görüyoruz.

Leningrad’lı türkolog Novicev, Bedrettin’in vücudiye felsefesine inandığını, yani panteist olduğunu belirtiyor. Bu felsefeye gö­ re, Allah ve âlem birdir. Her varlık bir cevherden, yani Tanrıdan gelmektedir. Bu sebeple kişi Tanrıyı tabiatta bulabilir. Dünya, Sünnîlerin iddia ettiği gibi zaman itibariyle sınırlı değildir, sonsuzdur, başı ve sonu yoktur. İnsan varlığı da sınırsızdır. Felsefenin özü, dünyanın Tanrı iradesinden bağımsız olarak varolduğudur. Bu düşünceye göre, insanın kaderi Tanrıya bağlı değildir. Kısmet yoktur, hür irade vardır. Bedrettin, düşünceleri dolayısıyla suçlamalara maruz kalmıştır. Egemen sınıfları ve bu sınıfların Ortodoks rahanîliğini Bedrettin karşısına almıştır. Bâr islam materyalisti ve hümanisti olan Bedrettin, karı dışında ortaklaşa hayatı savunmuş ve Hristiyanlarla dostluk fikrini geliştirmiştir.

Bu devirdeki isyanların en önemli siması şüphe yok ki Börklüce Mustafa‘dır. Börklüce Mustafa, tüketimde komünizmi ve Hristiyanlarla beraberliği savunmuştur. Derviş külahını atarak hristiyan rahip kıyafeti giyen Börklüce, inanç aykırılıklarını gidermek için çalışmıştır. Börklüce müridleri, Allahı tanımakta, fakat peygamberi reddetmektedir. Hristiyanlar eşit hak sahibi olarak görülmektedir. Bir Yahudi dönmesi elan ve tanrıtanımazlığı savunan Bedrettin’in talebelerinden Torlak Kemal’in de katılmasıyla Börklüce büyük güç kazanmış ve Aydıneli’ne egemen olarak bu havalide fikirlerini uygulamıştır. Göçebeleri, Hristiyan köylüleri, bütün halkı arkasına alan Börklüce en sonunda Beyazıd Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusuna yenilmiş ve Efes’te çarmıha gerilmiştir. Börklüce’nin çarmıhta «Sultan dede eriş» diye bağırdığı söyleniyor. Çarmıha gerilmenin İslam cezaları arasında olmayışı, bu cezanın Börklüce’nin Hristiyan dostu olmasını ima ettiği hususunu akla getirmektedir. Börklüce ortadan kaldırıldıktan sonra tabiatıyla egemen olduğu topraklar tekrar sipahilere dağıtılmıştır.

Bu arada Anadolu isyanlarından sorumlu tutulmaktan korkan Şeyh Bedrettin, Kastamonu’da İsfendiyaroğlu’na iltica etmiş, daha sonra Karadeniz’den Eflâk ve Deliorman’a geçmiştir. Şeyh Bedrettin Börklüce’den farklı olarak yalnız gayrimemnun köylü ve kabile savaşçılarını değil sipahileri de etrafında toplamıştır. Musa olayı sipahilere dayanmadan iktidarı ele geçirmenin imkânsızlığım göstermiştir. Görüldüğü gibi Bedrettin’in sosyal tabanı mütecanis değildir. Bu sebeple Bedrettin hareketine Börklüce hareketinden başka bir anlam verenler vardır. Bu görüş, Bedrettin hareketini, halk yığınlarını kullanan ılımlı karakterde bir feodal hareket olarak tahlil etmektedir. İncelediğimiz Kitabın yazarı Werner’e göre, Bedrettin yalnız iktidar değişikliği peşinde değildir.

Dinî ve sosyal reformlara yönelmiştir. Ancak teslim etmek gerekir ki, Bedrettin hareketinde, Börklüce’deki kadar ileri bir eşitlik ideali kesinlikle yoktur. Bu fark, Bedrettin’in bir teolog, bir bilim adamı, Börklüce’nin ise yığınlara heyecan veren bir halk adamı olmasından gelmektedir. Bedrettin, yaşadığı toplumu tahlil etmiş, kuvvet ilişkilerini görmüştü. Bu sebeple zamanının tarihî gelişimine ters düşen sınıfsız bir toplum idealine yönelmemiş, din ayrımının kaldırılması yolunda çalışmıştır. Mustafa ise sınıfsız ve din eşitliğine dayanan bir toplum kurma çabasında olan radikal bir ütopist olarak gözükmüş, köylü ve göçebelerin militan ideolojisini temsil etmiştir. Müritleri Mustafa’ya o kadar bağlanmışlardır ki, onda Tanrı vasfı görmüşler, öldüğüne inanmamışlardır. Mustafa ile Bedrettin’in ortak yanları din konusundaki toleranslarıdır. Börklüce, fikriyle ve uygulamasıyla ideolojisinin sınıf muhtevasını ispat etmiştir. O kimin için ve ne için mücadele ettiğini tavizsiz tesbit etmiştir: Halka baş­vurmuş ve halkı sosyal kurtuluş için harekete geçirmiştir. Ancak bu hareket, tarihî gelişimin amansız kanunlarına çarpmış ve dağılmış­ tır. Ancak Mustafa şunu ispat etmiştir: Gerçek tolerans yalnız halkın katıldığı hareketlerde varolabilir.

Bedrettin’in ideolojisinde bir din dengesi var. Hakim ve tâbi din yerine hoşgören ve hoşgörülen din fikri var. Bedrettin’in devlet ideali, galiple mağlûbun birleşmesi ve aykırılıkların bu birleşme içinde ortadan kalkması şeklinde özetlenebilir. Kendinden sonra da uzun yıllar söylenen «Ben de halümce Bedreddinem» sözü onun hümanist tarafını da ortaya koyuyor.

Bedreddin de bilindiği üzere, Edirne’de sipahilerin kendisini terketmesi üzerine yenilmiş, tekrar Deliorman’a dönüp bir hareket düzenlerken ihanetle yakalanıp ortadan kaldırılmıştır.

Yazar: Doğu Perinçek

İlginizi Çekebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir